Since I’m unemployed (eh, not really but yeah) I travel a lot.
This is the first time my Streetfighter, “Zorbey”, was on a ferry. Today.
Emekçilerin çocukları doktor olur genelde. Çünkü en çok emek verilen meslektir hekimlik.
Küçüklükten gönül verilir beyaz önlüğe. Milletin çocukları sinemaya konsere giderken, gezip tozarken o hep hasret kalmıştır bunlara, çünkü çok çalışması gerekir, anne babasının emeklerini boşa çıkarmamalıdır. Üniversiteye girmeli hekim olmalıdır.
Fakülteyi kazanınca her şey mükemmel olacak sanır, en büyük yanılgısı olcaktır oysa ki bu. Zorlu tıp sürecinde onu ilk terk eden kafasındaki saçları olur.
Üzülür ama takmaz çok, beyaz önlüğü vardır hele bir de steteskop takınca ne güzel oluyordur. 6 yıl geceli gündüzlü çalışır meslek aşkıyla, doktor olur. Zorlu dönem bitti sanır, yine yanılır. Mecburi hizmete gönderirler, milletin sadece 2 günlük tura gittiği şehirlerin ücra köylerine onu… Orda doktorculuk oynar.
Malzemesi aletleri imkanları yoktur, ama ondan her şeye çare olması istenir, beklenir. Bu ağır sorumluluğun altında ezilir. İşte alnına ilk çizgi de burada düşer bizim emekçi doktorun… Bu arada bir de Allah’ın belası TUS vardır ömrünü kısaltan.
O zorlu tıp döneminden sonra çalışmak tekrar tekrar okumak çok zor gelir, insan o dönemde tiksiniyor çünkü kitaplardan, roman okuyası bile gelmiyor. Ama o çalışır çalışır çalışır… Sonunda şanslı olduğunu sanan ama çok yanılan küçük bir azınlık kazanır TUS’u.
Bu küçük azınlık 5 ile 7 yıl arasında daha hem okuyacak hem çalışacaktır köle gibi. Ayda 10-15 nöbet tutar, uyku her zaman olduğu gibi yine haramdır ona. Eziyet dolu yıllar bitmek bilmez, köle asistan sonunda yine zorlu sınavları vererek uzman olur. Uzman olunca her şey daha iyi olacak sanır, ama öyle olmaz, alında fazladan bir çizgi daha belirir ve artık dökülen saçlarını aklar basmıştır.
Tüm bunların arasında hayata geç kaldığını fark eder. Evlenir, bir ailesi olur, hiçbir zaman gerektiği kadar ilgilenemeyeceği bir ailesi. Eve gelince dert dinlemek istemez, çünkü bütün gün bunu yapmaktadır zaten. Çocuğuyla yeterli ilgilenemez, çünkü hali yoktur, ya günde 150-200 hasta bakmış, ya nöbette çok yorulmuş, ya bir çok zor ameliyatı yapmış, ya da acilde mahvolmuştur.
Bir yere eğlenmeye gittiğinde onun kulağı hep telefondadır, heran hastaneye gitmesi gerekebilir. Sen evinde rahat rahat uyurken o telefonu tümör olma riskine karşı bile ayıramaz başucundan, acil bir şey olur diye. Böyle bir meslektir bu, bütün gün anlayışsızların hepsine anlayışlı, terbiyesizlerin hepsine terbiyeli, saygısızların hepsine saygılı olmak zorundadır.
Herkese reçete yazmak zorunda, isteyene rapor vermek zorunda, internetten hekimlik öğrenen cahillerin sorularına cevap vermek zorunda, ameliyat yapmak zorunda, hasta bakmak zorunda… Ama hep zorunda…Hayata diğer meslek gruplarından 10 yıl geç başladığı halde nedense hep kazandıkları diğerlerinin gözüne batar.
Oysa 10 yılda kaybettiklerini hesaplamaz hiç kimse! Futbolcu senede oynadığı 2 maça milyon eurolar alırken, sanatçılar oynadığı filmlerle söylediği şarkılarla milyonları kazanırken nedense bu konuşulmaz, emekçi doktorun alın teriyle kazandıkları konuşulur hep. Oysa kalmamıştır artık kazancı, onu da garip sağlık oyunlarıyla yok etmişlerdir.
Beyaz önlüğe hayran başlanan meslek hayatından geriye, her şeyden bıkkın, hayattan beklentisi kalmamış, yaşıtlarından daha çökkün bir emekçi kalır sadece….
Onu da mevcut sistemin ürettiği, insanlıktan nasibini almamış, kafasının içi boş ama kalbi kötülüklerle dolu biri gelir, bıçaklar öldürür.
Ersin kardeşim ruhun şad olsun. Sen mesleğin uğruna zaten pek çok şey vermiştin hayatından, bir gün hayatını da bu uğurda vereceğin gelmemişti aklına. Belki bugün bir magazin haberi kadar bile yer bulamadın televizyonlarda gazetelerde. Ama bil ki bütün hekim kardeşlerin sana çok yandı. Ben de sana çok üzüldüm, ama en çok da senin doğmamış bebeğine üzüldüm. O minik güzelliğe nasıl açıklayacaklar ölümünü bilmiyorum yıllar sonra.
Hayatı boyunca babası yanında olamayacak güzel bebek; zorlu bir yolun var önünde biliyorum ama, babanın bir meslektaşı olarak senden bir şey rica ediyorum;
‘Sakın sen doktor olma emi? Çok genç ölürsün…Sen çok yaşa, çok güzel yaşa… Ama doktor olma emi?’
[video]
Just because you’ve sold millions of records doesn’t mean you’re good. McDonald’s sells a lot of hamburgers. — Ahmet Ertegün
Schizophrenia
I’m diggin my way to something better… (Taken with Instagram at Erenkoy Tren İstasyonu)
[video]
I miss the times, the good old times which stalking meant a “thing” and it was not this easy ‘cause there were no Facebook. I miss the times that Audiogalaxy and Last.fm meant everything, discovering their blog and getting in their inner-soul via Deviantart and Livejournal. I miss the times that Google was not everything, Gmail was the most exclusive beta of all. I miss the times that Blogspot was “the new cool”. I miss the times that Tumblr was not full of hipsters.
I miss the times that everything was not this simple and something happened. I want to see the tabele in the front, not the back.
I missed the times which Microsoft was trying to built its own “Internet” with MSN. It’s funny that their vision at last become real with this Facebook.
I also missed the time Bill Gates introduced the “Tablet PC” in 2001 and noone gave a shit. Like, Jobs introduced the most useless thing on earth in a couple of years ago and everyone was like “OMG THE WORLD HAS CHANGED“… Scumbag Apple Fanboys.
[video]