2000’in son günleriydi galiba. 13 yıl önce.

Sözde ÖSS’ye çalışıyoruz ya, gecenin bir yarılarına kadar odada, bir test kitabına, bir de 30 ekran, kutu gibi televizyona.

Sistemin boktan ve tıkalı olduğunu daha sonradan öğreneceğin yoluna girmek için, tali yolda, hızlanmaya çalışıyorsun. Çözdüğün her soru hızını bir kilometre daha arttıracak. Otobanda akıp giden trafiğin içine dalacaksın aldığın ivmeyle. Bu arada, F=M.A 

"Gerçek hayatta ne işime yarayacak" diye sorduğum ve o zamanlar dinim imanım olan her şey, 30 yaşında, halen soruyorum. Ne işime yaradılar?

Bir sike yaramadılar çocuklar. Ezberleyip geçin işte. Zaten iş hayatına başladığınız zaman da basmakalıp şeyleri ezberleyip geçeceksiniz.

Bu fikirlerin arasında nefes almak için aptal kutusuna dönüyorum, müzik televizyonlarından biri açık.

Hep aynı saatte, şimdi olduğu gibi, 01:30’da çıkıyor Mavi Sakal. Orada bile farkına varman için uyarıyor seni aslında evren. “Her şey ezber, her şey tekdüze. O programın şarkı listesini ayarlayan çocuk, şimdiki ben yaşlarımda, hayattan bezmiş bir şekilde, neyin telifi var, neyin telifi bitti kontrol edip sürüyor yayına. 

Şimdiki hayatım gibi. Tanıdığım herkesin hayatı gibi.

80’lerin sonu, 90’ların başında çocuk olan bizler. Kafa kağıtlarında 30’ları görmeye başlayanlar, ne tarafa baksam, hep mutsuzuz.

O zamanlar farkına varmıyorum, Genç Osman'ın neden böyle söylediğini, aşkının ayırdığı bir hayata ilerleyen birinin yol şarkısıymış gibi geliyor bana, ancak bu yaşa geldiğinde anlıyorsun.

Hepsinin sonu aynı. Hepsinin sonu mutsuzluk. Daha fazla ağlasan ya da mutlu görünsen de, hep mutsuzsun. Ezberletilmiş düzenin seni geliştirdiğini sandığın uzay-zaman düzleminde hep bomboş yolların ortasında kalıyorsun. Bir çocuk, bir eş, iyi bir hayat için yaşıyorsun ama, aslında koyduğun bu hedefler hep olasılıklar dahilinde kolay. Her zaman da kolay olmuştu.

İhtiraslar, iktidar hırsı. Meyvesini tadamadığın onur, gurur. Bunlar hiçbir zaman algılayamayacağın için seni çemberine alamamış tutkular. Nereye gideyim diye sorduğun anda karşına çıkan engeller. Aslında engel değiller. Senin gözünde büyüttüklerin.

Nedir yaşamanın amacı? İktidar olmak? Ezmek? Zenginleşmek? Soyunu devam ettirmek?

Bunlar mı? Peki biz nereye gidiyoruz? Neden soruyoruz? Hepsinin sonu toprak değil mi?

Din diye neden adam kesiyoruz? Petrol diye neden ortadoğunun altı üstüne getirilmiş? Sonunda toprak olacaksak inandıklarımız neden bu kadar önemli?

İki yol var, inanmak ya da inanmamak. Dökülen gözyaşlarının hepsinin sonu aynı, kuru. Bir eksik veya bir fazla olmamızın ne anlamı var? Sonunda ölüyorsak.

Neden soruyorsun? Birden bire boşalan yolların ortasında kalacağız ve anlamsız bir yalnızlık içinde çürüyüp gideceğiz.

Hedefler kolay, sıkma canını. Koyver gitsin.